BLOG
WATCH
READ
MEET
PROFILES

Futbol Veri Analizinde 'Yerli' Bir Başarı Hikayesi - Sentio Sports Analytics

Beş yıl önce Boğaziçi Üniversitesi'nde kurulan Sentio Sports Analytics, geliştirdikleri optik takip sistemi ile futbol maçlarını ve sporcuların performanslarını analiz ediyor. IBM Smartcamp, Global Entrepreneurship Program gibi birçok ulusal ve uluslararası programda önemli başarılar elde eden Sentio, Silikon Vadisi’nde de adından bolca söz ettiren mükemmel bir ekibe sahip genç bir startup.

Ekibin Ar-Ge Direktörü Sermetcan Baysal’la hem Sentio’nun hikâyesini hem de futbolda veri analizini konuştuk. Bu keyifli söyleşiyi kaçırmayın…​

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sentio’yu biraz anlatır mısın? Nasıl bir sisteme sahipsiniz? Bir futbol maçındaki hangi verileri ölçüyorsunuz?

Sistem iki yüksek çözünürlüklü kamera, bir adet dizüstü bilgisayar ve bir bilgisayar yazılımından oluşuyor. Sistemi doğrudan stadlara kuruyoruz. Kameralardan alınan görüntüler algoritmamız tarafından işleniyor. Sahadaki tüm oyuncuların tüm hareketleri takip ediliyor ve kayıt altına alınıyor. Maçın her anında oyuncuların saha üzerindeki koordinatlarını otomatik olarak belirleyebiliyoruz. Bu koordinatları kullanarak birçok veri üretebiliyor ve zengin analizler yapabiliyoruz. Ortaya çıkan veri, eşzamanlı olarak bulut sunucularımıza aktarılıyor. Sunucularımızdan da veriyi gerçek zamanlı olarak son kullanıcıya tasarladığımız mobil uygulamalar aracılığı ile ulaştırıyoruz. Bir başka deyişle, maç başlıyor, hoca elinde tabletiyle yedek kulübesine oturuyor ve analiz başlıyor. 

Sahaya çıplak gözle baktığımızda farkedemediğimiz birçok veriyi topluyoruz. Oyuncuların koşu mesafeleri nasıl değişiyor? Oyuncular yoruldu mu? Rakibin ortalama pozisyonu ne? Top bizdeyken sahaya nasıl dağılıyoruz? Top rakipteyken nasıl dağılıyoruz?  Tüm oyuncuların tek tek ısı haritaları çıkarılıyor; hangi oyuncu kaç defa ‘sprint’ atmış? Yüksek hızlı koşular hangi bölgelerde yapılmış? Ayrıca sadece koşu mesafesini ölçmek de bir anlam ifade etmiyor. Koşunun niteliğini ölçmek çok daha önemli. Ani yön değişikleri, ani hızlanma ve yavaşlamalar, koşu esnasında rakiple temas oyuncuyu daha çok yoran hareketler. Bu önemli verileri bir araya toparlayarak ‘Metabolik Güç İndeksi’ adı altında antrenörlere maçla eş zamanlı olarak sunuyoruz. Ayrıca maç esnasında oyuncuların performans verilerini oyuncunun önceki maçlarıyla ya da başka oyuncularla karşılaştırma imkânı da veriyoruz.  

Ayrıca takımların ortalama pozisyonunun maç içeresinde nasıl değiştiği, takımların hücum ederken sahaya nasıl dağıldıkları, rakiplerini savunmada nasıl karşıladıkları, rakiplerin en çok kullandıkları hücum varyasyonları gibi taktiksel analizler de yapıyoruz.   

Mesela uzun süreli sakatlıktan dönen bir futbolcunun çıktığı ilk maçta fizik performans düşüklüğü verilerimize yansıyor ve teknik direktörlere aktarılıyor.  Bunun haricinde anlık ölçümlerimiz sayesinde oyuncuların yorgunluk düzeyini de ölçerek, hangi oyuncunun değiştirilmesi gerektiğini tavsiye verebiliyoruz, fakat yine de iş son kullanıcı da, yani teknik ekipte bitiyor. Ölçülen veriyi dikkate almaları, doğru yorumlamaları ve oyuna etki edebilecek şekilde uygulayabilmeleri onların elinde. Çalıştığımız bazı Süper Lig kulüplerine verinin yorumlanması konusunda yakından destek verdiğimiz de oluyor. Zaman zaman biz de takımlarla deplasmana gidiyoruz, kamp yapıyoruz, hatta yeri gelince soyunma odasına iniyoruz…

Hikâye nasıl başladı ve nasıl gelişti?

Aslında ilk başta basketbol maçlarını analiz etmek için çıkmıştık yola. Fakat basketbol görüntü işleme için fazla karmaşık bir oyun yapısına sahip. Bu yüzden, ülkedeki popülerliğini de göz önünde bulundurarak, futbolla başlama kararı aldık. Bir sene içerisinde bir prototip ürün ortaya çıkardık ve potansiyel müşterileri dolaşmaya başladık. Bu süreçte, yani 2012’de, önce ABD Dışişleri Bakanlığı işbirliğinde düzenlenen, TEPAV koordinatörlüğünde yürütülen Global Entreprenurship Program’da (GEP) Türkiyenin en iyi 3. Erken aşama Startup’ı seçildik, IBM Smartcamp Türkiye şampiyonu olduk, ve Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı’nın seçtiği en iyi 10 projeden biri olarak Silikon Vadisine gitmeye hak kazandık. Girişimcilik yarışmaların ardından birçok melek yatırımcı ve risk sermayesi ağıyla tanıştık. Fakat ürüne olan yaklaşım farklılıklarından dolayı kendi sektörümüzden bizi daha ileriye götürebilecek stratejik bir yatırımcı aramaya karar verdik. Ardından tekrar ürün geliştirmeye odaklandık. 

 

Biz daha iyisini yapabiliriz…

Ortaya çıkan prototipi göstermek için ilk başta Digitürk’e gittik. “Biz Boğaziçi ve Bilkent Üniversiteli araştırmacılardan oluşan bir ekibiz, görüntü işlemeyle maç analizi yapıyoruz. Maçın gözle ölçülemeyen tüm verilerini çıkarabiliyoruz” dedik. Görüştüğümüz yetkililer benzer bir sistemi zaten hâlihazırda kullandıklarını söylediler. Dünya’da yapılmamış bir şey kalmadı tabii. Kullandıkları sistem İsrail-Amerika ortaklığında bir firmanın savunma sanayinde roket takibi için kullandıkları bir teknolojiden uyarlama bir takip sistemiydi. Yaptığımız işin benzerini görmek moralimizi bozmadı, aksine bizi daha da motive etti. Sistemi görünce “bu adamlar yaptıysa biz daha iyisini yapabiliriz” diye düşündük.  Bir sene sonunda ilk ürünü çıkardık ve ilk demoyu yine Digitürk için hazırladık. Demo pek iyi sayılmazdı, ilk ürünün ayıbı olmaz tabii... Ürünümüzü inceleyen yetkililer de umut verici olduğunu ancak geliştirilmesi gerektiğini söylediler. Bir sonraki sene bizim ürünün tam olarak hazır olmamasından dolayı yabancı sistemi kullanmaya devam ettiler.

Oyuncuların görüntü işleme ve takip algoritmaları ile verilerinin çıkartılması, akademik olarak da çok zor bir problem. Ancak tüm enerjimizi veriyi düzgün çıkarmak üzerine yoğunlaştırmak yetmiyor. Bu ham verinin anlamlı ve kullanıcı tarafından rahatlıkla anlaşılır bir hale gelmesi için işlenmesi çok önemli. Bunun içinde son kullanıcıların, sektörün içindeki insanların yorumları çok değerli. Sentio’nun son kullanıcı ürünlerinin geliştirildiği süreç boyunca kullanıcılarımızdan hiçbir şekilde uzaklaşmadık. Sürekli son kullanıcı olan spor kanalları, medya kuruluşları, antrenörler ve teknik direktörlere danışarak, onların ortak isteklerine göre ürünlerimize yön verdik. Özellikle değerli akademisyen hocalarımız Alper Aşcı (Aykut Kocaman’ın yardımcılarından) ve Metin Çakıroğlu (Milli takımlar maç analisti) süreç boyunca desteklerini hiç esirgemediler. Onların ve birçok futbol insanının yorumları ve katkıları sayesinde, uygulamalarımızda sunulan veri, teknik direktör ve oyuncuların rahatlıkla anlayabileceği şekilde sunulmaktadır. Bunun yanı sıra ilk zamanlarda ürünü satın almamasına rağmen, geliştirilmesi için her zaman imkân sunan Digitürk’ün bugüne gelmemizdeki katkılarını yadsıyamayız.

İlk satış Inter Milan’a!

 

 

2. senenin sonunda, Türkiye’de müşteri bulmakta ciddi anlamda zorlanıyorduk. Çalışan bir sistemimiz vardı, fakat Türkiye’deki pazara büyük oranda bir iki yabancı şirket hakimdi. Sentio’nun adı henüz çok bilinmiyordu. Açık söylemek gerekirse burada birilerini, “bizim de teknoloji üretebildiğimize” hatta bazı alanlarda dış kaynaklı firmalardan daha iyi yapabildiğimize ikna etmek çok zor. O yıl şirketimizin CEO’su Serdar Alemdar yurtdışındaki pazarı ve fırsatları da değerlendirmek için sık sık yurt dışına gidiyordu. Bir İtalya ziyareti esnasında, özellikle benim "galiba biz bu ürünü satamayacağız" diye umutsuzluğa kapılığımı bir dönemde, beni aradı ve “İlk satışı yaptık” dedi. “Kime?” diye sordum ve hiç beklemediğim bir yanıt aldım. Inter Milan’a sattık!” dedi. O dönem ürünlerimizin pek hazır olmadığını düşünüyordum ama İtalyanlar sistemin işleyişini, özellikle veriyi gerçek zamanlı olarak sunmamızı ve ürünlerimizin antrenör odaklı olmasını çok beğenmişler ve anlaşma sağlanmış.

Satışı yaptıktan sonra bu işin çok kolay olacağına inandık. İnter Milan’a ürün satabiliyorsak artık satışlar patlar diye düşünüyorduk. Fakat öyle olmadı. Türkiye’de henüz bir satış yapamamıştık. Inter Milan’dan sonra uzun bir süre yurtdışında da satış yapamadık…

Aslında çok zor ve derin bir literatürü olan akademik bir problem ile uğraşıyoruz. Kameraları ne kadar yükseğe kurarsanız sistem o kadar iyi çalışıyor ve doğru veri üretiyor. İnter Milan’ın stadyum koşulları, bugüne kadar gördüğümüzün en iyisiydi. Kameralı çok yükseğe kurabiliyor ve sistem kusursuza yakın çalışıyordu. Ancak her stadyum, özellikle Türkiye’dekiler bir San Siro değildi.

Bu işin böyle olmayacağına karar verdik. Bu teknolojiyle daha ileri gidemezdik. Radikal bir değişikliğe ihtiyacımız vardı. Oyuncu takip algoritmasına sıfırdan başlama kararı aldık. 2 yıl boyunca üzerine çalıştığımız her şeyi çöpe attık. Bu konu aynı zamanda doktora tezimdi. Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde, sporcuların hareketlerinin görüntü üzerinden otomatik olarak takip edilmesi üzerine çalışıyordum. İlk iki yılda tecrübe edinerek ve Dünya’da bu konuyla ilgili yapılan neredeyse tüm araştırmaları inceleyerek, bu iş böyle yapılacak deyip, yeni bir yol haritası belirledik. Bir sene içeresinde sistemi tamamen yeniledik. Yeni sistemle yavaş yavaş yukarı doğru bir çıkış yakalamayı başarmıştık.

İlk yatırım…

3. sene içerisinde ilk tur yatırımı yerli bir teknoloji yatırımcısı olan şirketten aldık. Süreç risk sermayesi olarak devam etti, işleyişe pek karışılmadı. Yatırma kadar Teknogirişim sermaye desteği ve Tübitak projeleri ile ayakta durduk. 3. sene ise hem yatırım, hem İnter Milan satışı bize bir ivme kazandırdı. Bu dönemde yeniden yapılandırdığımız sistemle beraber ekibi de genişlettik.

Daha sonra, Altınordu Spor Kulübü ile anlaşarak Türkiye’deki ilk satışımızı da yaptık. Altınordu bu anlamda bizim için çok özel bir kulüp. Süperlig’de müşteri bulmakta zorlanırken, bir PTT 1. Lig ekibinin teknolojik yatırım yapabilecek vizyona sahip olması bizim için çok sevindirici ve Türk futbolu için de çok umut vericiydi. Altınordu’nun ileride bir sürpriz yaparsa kimse şaşırmasın.

İki temel sorun!

Pazarda iki temel sorunla karşılaştık. Birincisi, futbol endüstrisi finansal açıdan göründüğü kadar güçlü değil. Olan güç de sadece futbolcular üzerinde yoğunlaşmakta. Bu sisteme para ödeyebilecek müşteriler, bu verileri izleyicilerine sunan medya şirketleri gibi gözüküyordu. İkinci zorluk ise, yönetim kadrolarından teknik direktörler ve futbolculara kadar, futbol ekosisteminin büyük çoğunluğunun veri ile hareket etmenin onlara sağlayacağı avantajın gerçek anlamda farkına varamaması oldu. Talep yaratmak adına, Sentio’yu anlatmak için nerdeyse tüm kulüplere ücretsiz olarak maç raporlarımızı gönderiyorduk. Fakat teknik ekibin bu veriyi önemsemesi ve dikkate alması için biraz daha zamana ihtiyacımız vardı.

4. senenin sonuna geldiğimizde sistemimiz ve tüm ürünlerimiz artık tam anlamıyla içimize siniyordu. Ancak kullanım ve lig düzeyindeki yaygınlık istediğimiz seviyede değildi. Fenerbahçe’deyken çalışmaya başladığımız Aykut Hoca’nın Alper Aşçı öncülüğündeki ekibi, öncü kullanıcılarımızdandı. Konyaspor’a gittikten sonra da sağladığımız canlı veriyi, maç sonu raporlarımızı, video analiz uygulamalarımızı düzenli olarak kullanmaya devam ettiler. Alper Hoca teknolojinin futbolda nasıl kullanılacağını, ortaya çıkan verinin nasıl yorumlanacağını ve ne gibi fayda sağladığını farklı kulüplerden antrenörlere de anlatmaya çalışıyordu. Bizim tanıtımızı nerdeyse bizden iyi yapıyordu diyebilirim. Alper Hoca ve Metin Hoca hangi verilerin ve performans indekslerin çıkartılması gerektiğinden, uygulamaların kullanıcı ara yüzleri gibi birçok konuda bize doğrudan tavsiyelerde bulunuyordu. 

Gelin bu sene birlikte çalışalım!

Türkiye’de istediğimiz satışı yapamamıştık. 4 senenin sonunda, yazın firmayı Fransa’ya taşımaya ve Avrupa pazarında şansımızı denemeye karar verdik. Ekibin bir kısmını Fransa’ya gitti ve çok kısa bir süre sonra Digitürk’ten aradılar ve “gelin bu sene birlikte çalışalım” dediler.

Ondan sonra geri döndük. Anlaşmalar imzalandı. Yabancı sistemler kaldırıldı ve 2015-2016 sezonu itibari ile Spor Toto Süper Lig’in tüm maçlarının oyuncu takip verileri Sentio sistemi ile toplanmaya başlandı. Türkiye böylece, Almanya, İspanya ve Amerika’nın ardında tüm maçların verisinin toplandığı 4. lig oldu. Geçen sene içerisinde satışlarımız ciddi oranda arttı. Kulüpler artık kendileri kapımızı çalmaya başladılar. Geçen seneyi ilk 8’de bitiren takımların 6’sı Sentio müşterisiydi. Bugüne kadar 12 farklı ülkede 500’ün üzerinde maçta veri ürettik. Önümüzdeki sezonlarda Türkiye’de Sentio kullanımın standart hale geleceğini ve küresel şirket ortaklıkları ile yabancı kulüp müşterilerimizin sayısının da hızla artmasını beklemekteyiz. 

Sanal antrenörler…

Türkiye’de bu işi yapan tek şirket olmakla beraber, küresel pazara baktığımızda çok fazla rakip yok diyebiliriz. Farklı metotlarla da olsa, aynı işi yapmaya çalışan 5-6 büyük şirket bulunuyor. Kimisi manuel, kimisi GPS ve benzeri sistemlerle veri toplamaya çalışıyor. Biz ise iki adet kamera ve bir bilgisayarla bu işi yapıyoruz. Hala tüm firmalar işin ‘doğru veri toplama’ kısmıyla uğraşıyor. Büyük veri analizinde ise henüz ortaya standart bir yöntem konulamadı. Çünkü veriyi doğru bir şekilde anlayıp analiz etmesi gereken eğitimli ve uzman gözlere ihtiyaç var. O yüzden şu an ve önümüzdeki bir kaç yıla “veri toplama” dönemi diyebiliriz. Daha çok oyuncunun, takımın ve ligin verisini toplayanın avantajlı hale geleceği bir dönem.

Şu an veri toplamamız için bize ücret ödüyorlar. Fakat bu verinin kime ait olduğu hala meçhul. Veri toplayanın mı? Yoksa üretenin mi? Birkaç yıl sonra ise artık veri toplama işi standart hale gelecek. Öyle tahmin ediyorum ki aynı yayın hakkı gibi ‘veri hakkı’ olacak. Daha sonra bu büyük veriyi anlamlandırma çalışmaları hız kazanacak. Yapay zekâ algoritmaları veriyi kullanacak ve futbolu ‘öğrenecek’. Satrançta ve Go’da bilgisayarın insanı yendiği gibi, gelecek belki bize futbolda da sanal antrenör tarafından yönetilen takımın gerçek bir antrenörün takımını yendiği günleri gösterecek…

 



Diğer Yazılar